10 KASIM ATATÜRK'Ü ANMA TÖRENİ KONUŞMASI
Sayın Müdürüm, değerli öğretmen arkadaşlarım, ülkemin
geleceği, geleceğimin teminatı olan sevgili gençler,
Yüce Yaradan, kusursuz bir
döngü ile yaratmış bizleri. Bütün insanlar doğar, büyür ve ölür. Yaşayıp ölmek
sıradan olanıdır! Bu mukadderattır ve her insanın değişmez kaderidir. Bazı
seçilmiş kutlu insanlar ise doğar, büyür ve ölümsüzleşir.
İşte ben size kutlu bir seçilmişi anlatacağım. Ölümsüzlük
suyundan içmiş bir kutluyu.
O öyle bir seçilmiş ki sadece ölüm
yıldönümlerinde değil, her an her yerde her daim yüceldikçe yüceliyor,
büyüdükçe büyüyor, güçlendikçe güçleniyor.
Siz, yedi düvelin bir milletin
tepesine çullandığı, her bölgesine başka canavarın dişini geçirdiği, en
kuralsız, en amansız meydan muharebelerinden bile zaferle çıkan o mavi gözlü
sarışın kurdun hayat savaşında yenildiğini mi sandınız?
Evet, 10 Kasım 1938'de naçiz
vücudu toprağa karışmış olabilir ancak O, mensubu olmakla iftihar ettiği Türk
milletinin gönlünün en anlamlı yerinde taht kurmuş ve ebediyete aktarılmak için
milli belleğin en kudretli köşesinde yerini almıştır ve biz; O'nu, ilelebet şuurumuzda ve yüreğimizde sonsuzluğa
aktaracağız.
Bir insan düşünün, her konuda
öngörülü, ne yaparsa “vatan için” “millet için” yapmış, durmamış,
duraklatmamış, hep ileriyi hep aydınlığı göstermiş.
Farsların Simurg, Mısırlıların
Feniks deyip efsaneleştirdiği küllerinden doğma mitini, Türk milletini
küllerinden doğurarak, yıldız gibi parlatarak somutlaştıran da O'dur.
O, bir yandan toprağa düşen
her kar tanesi gibi sessiz, bir yandan fırtına gibi gürleyen bir yürekti. O,
umutsuzluk gecesinin ortasında doğan sabahın ilk ışığıydı.
Atatürk bu milletin sadece
gününü değil; dününü ve yarınını da kurtaran, onlara özgür bir vatan toprağında
yaşamayla sınırlı bir atmosferi değil,
ruhunu da esaretten kurtaran, tarihin önünde büklüm büklüm olduğu bir
Türklük değeridir.
O, öyle bir değer ki parçayı
bütün, ayrıyı tek yapan bir kudrettir. Bu kudret bana aynı kendi gibi yurdumu
ve milletimi özümden çok sevmeyi öğretti. Bu kudret bana varlığımın Türk
varlığına armağan olsun diye var olduğunu öğretti. Bu kudret bana atan kalbin
durana değin onu öğretmek, onu anlatmak için çarptığını öğretti.
Ne diyordu : Kaygılanma çocuk,
bir gün herkes ölür. Kimi toprağa, kimi yüreklere gömülür. O toprağa da
yüreklere de gömülmez, gömülemez. Çünkü O hudutsuz bir ummandır. Çünkü O gömülmeye
çalışılsa da yeni kıyılar bulur, yeni yarlar kazar, köpürüp taşar.
Nasıl ki Metehan’ı
öldüremediler, Kür Şad hala aramızda, Bilge Kağan Bengü’den sesleniyor bize,
Attila’nın sesi Macaristan’dan duyuluyor,
Alparslan her yıl Malazgirt’te
Anadolu’nun tapusunu alıyor, Timur aksak ayağıyla tüm düşmanları ezip
geçiyor, Fatih çağ açıp çağ kapatıyor, Mustafa Kemal’im de Türk milletinin
müşkül yaşadığı her durumda mareşal üniformasıyla atına biniyor ve vefalı
Türk’ün yüreğini yeniden fethederek Türk milletinin Atatürk’ü oluyor- öyle de
kalacak.
Vedalar fanilere yapılır. Oysa
Atatürk kendisini feda ettiği milletle hemhâldir.
O millet yaşadıkça Atatürk de
var olacaktır.
Sevmesini iyi bilirim, düşünmeyi öğrendim.
Duydum nedir can vermeden ölmek.
Artık bütün kapıları açıp kapayabilirim.
Sen anlarsın, bunlar ne demek.
Sana geliyorum, yalnız sana,
Yalansız, gizlisiz.
Olduğu gibi anlatacağım ne varsa,
Bil, bilsinler, biliniz.
Sen,
Vurunca vuran, gülünce gülensin.
Sesin, yüzün, ellerin yüzde-yüz senin.
Sen, ölmeyensin.
Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucusu Anafartalar Komutanı Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk ; Türk'ün ömrü
yaşın, kutlu tinin şad olsun.
ŞERİFE GÜRBÜZ ARSLANTÜRK
MKAL Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
Yorumlar
Yorum Gönder